Siz bir radikal misiniz? Hayır ben bir Barış Çelebiyim. Bence bir
radikalsiniz. Sizin çok özel bir ilgi alanınız da çocuklar. Bizim çocuklarımıza
olan o yoğun ilginin nedeni? O çocuklar hepimizin. Onların adam gibi adam
olmasında hepimizin sorumluluğu var. Aslında ben sadece bir çocuk programı
yapıyor değilim. Biliyorum ki, beni çocuklar seyrettiği kadar onların
büyükleri, anneleri, babaları, dedeleri, amcaları, anneanneleri, babaanneleri
de seyrediyor. Daha güzel imkanlar sunarak daha huzurlu bir dünya kuralım
istiyorum çocuklar için. Biz sizi tevazu ve içtenliğinizle tanıyoruz. Her
sanatçı, toplumun kendisini baş tacı etmesini ister... Bir şartla bunu
istemeye hakkı olur sanatçının; onun da toplumu baş tacı etmesi ve bunu en
yalın haliyle göstermesi şartıyla. İyi niyetli, samimi ve içten bir insan
olduğumu düşünüyorum. Bana ulaşmak, benimle konuşmak kolaydır. Sanata kırk
yılımı verdim. Beni mahcup etmeyecek eserler ortaya koydum. İddialı olmadım;
ama otuz yıl önce bestelediğim, söylediğim bir şarkı bugün hâlâ aynı coşkuyla
dinleniyor. Sanatla başladım hayata ve sanatçı olarak bitirmek istiyorum.
Siyaset aklımdan geçmiyor. Niye geçsin ki, ben şimdi iyi bir noktadayım.
Konuştuğunda sözü dinlenen ve halkı tarafından oldukça sevilen biriyim.
Aradığım şey geniş kitlelere seslenmek ve onlardan bir ses duymaktı. Bir usta
olduğumu söyleyenler de oldu; ama ben buna ‘estağfirullah’ dedim. Hayatım
boyunca da, ustayım, sanatçıyım gibi iddialarda bulunmayacağım. Benden sonra
insanlar benim için böyle güzel şeyler konuşurlarsa, buna da çok memnun
olacağımı itiraf etmeliyim. ‘Benden sonra’ diyorsunuz. Hayatı fâni olarak
görebilmek, insanın kendisini inşa etmesi ve ilişkilerini düzenlemesi açısından
da çok önemli bir fırsat değil mi? İsabet buyurdunuz. Bizler genel anlamda
elimizdeki şeylerin kıymetini onu kaybettikten sonra anlıyoruz; ama iş işten
geçiyor çoğu kere. İhtiraslarımız, hırslarımız insani değerlerimizin, insana
yaraşır kabiliyetlerimizin önüne geçiyor. Hayatın ve dolayısıyla kendimizin
fani olduğunu unutmazsak, elimde ne kadar olduğunu bilmediğimiz zamanı
kendimizi gerçekleştirmeye ve eser ortaya koymaya ayırırız. Hayatın böyle
kavranıldığı bir toplumda, bir ülkede, bir dünyada da sevgi ön plana çıkar.
Şarkılarınızda çağrışım dünyası oldukça geniş ve daha çok bir filozof
edasıyla ifade edilmiş bu tür parçalar var değil mi? Ben hayatın gerçeğini
anlatıyorum. Sevda kadar, ayrılık kadar ölüm de bizim bir gerçeğimiz. Bunlardan
kaçmak yerine anlamak ve zaman içinde içimize sindirmek zorundayız.
Hüzünlenince daha fazla mı düşünüyoruz ayrılığı ve ölümü? Olabilir, tam
bilemiyorum. Ama genellikle pek fazla düşünmediğimiz, hatta kendimize ölümü
yakıştıramadığımız için, her gelen ölüm bir şok etkisiyle geliyor. İnsan aynı
zamanda düşünen ve hisseden bir varlık. Sanıyorum düşünerek ve hissederek
yaşamak gerekiyor. Yahya Kemal’in on beş yılda tamamladığı Sessiz Gemi’yi
hatırlıyorum da anlam zenginliği ve çağrışımları açısından sizin birkaç
eseriniz de ruhumda aynı etkiyi yapıyor. Elbette ki bende Sessiz Gemi
kıvamında bir eser yok. Merak ettim hangi eserim sizde ona benzer bir çağrışım
yapıyor? Mesela; Ömrümün Sonbaharında, mesela; Dağlar Dağlar... Kendi
kendime soruyorum acaba bir yolculuk mu var ve yolcu kim? Yolculuk sürekli
var ve sıramız gelince hepimiz yolcuyuz. Bir gün söylemeye, vedalaşmaya fırsat
bulamayız belki. Onun için şimdiden söyleyeyim: Çoktan uçmuş güvercin, Tahta
masam devrilmiş Can dostum çoban uykuda. Tatlı komşu Ayşe Teyze Emekli Salih
Öğretmen Hepinize, hepinize elveda... Dostlar elveda... Gözlerim kurşun gibi
ağır ağır kapandı bu gece Elveda... Allah gecinden versin, emr-i Hakk vaki
olduğunda geride kalanların size hangi eserlerinizle seslenmelerini
istersiniz? Biz nasıl yaşamışsak ona göre eserler bırakmışızdır geriye...
Gülpembe, Unutamadım... Unutulma korkunuz var mı? Hayır yok. İnsan ne
zaman ölür biliyor musunuz? Fizik varlığınız itibarıyla bu dünyadan ayrılınca
ölmüş olmazsınız. İsminiz ne zaman artık anılmıyorsa bu dünyada, o gün hem
ölmüş hem de unutulmuş olursunuz. İnsanın yüreğine seslenen ve kalıcı izler
bırakan pek çok esere imza atmış bir insan olarak kimseden beste
istemediğinizi, almadığınızı biliyorum; fakat bir istisnası var. Bir
dostumun çok güzel bir bestesi vardı: ‘Canım Oğlum.’ İlk dinlediğimde
gözyaşlarımı tutamamıştım. Onu çok fazla istedim; fakat vermedi. Dilerseniz
okuyayım: Biz ölü seven bir topluma benziyoruz. Çünkü sevdiklerimize
sevgilerimizi onlar da hayattayken neredeyse hissettirmemek için bir çaba sarf
ediyoruz. Siz toplumdan, bizlerden yeteri kadar sevgi gördünüz mü? Ben
sevildiğimi biliyorum ve oldukça fazla hissediyorum; fakat her insanın benim
kadar bu konuda nasipli olmadığını da biliyorum. Ne var biliyor musunuz?
İnsanlar korkuyorlar birbirlerinden; çünkü çok ciddi bir çatışma sürecinden
geçtik yakın tarihlerde. Ben o süreçte taraf olmadım ya da taraf olduysam
sadece ve sadece ‘insanın’ tarafında oldum. 7’den 77’ye bu ülkenin tüm
insanlarına aynı gözle baktım ve hepsini sevdim. Dedim ya ben hep sizin
şarkınızı söyledim. Biliyorum ki, sanatçıya sevginizi ne kadar çok
hissettirirseniz, o zaman o sanatçı ortaya çok daha güzel eserler koyar. Çıkmaz
sokağa girmeden gösterelim ve hiçbir insandan esirgemeyelim sevgilerimizi.
Üç-beş günlük dünya hayatı değmiyor hiçbir kavgaya... Bu bir veda sohbeti
olsaydı nasıl seslenmek istediniz bize? Dün yine yapayalnız Dolaştım
yollarda Yağmurlarda ıslanan Bomboş sokaklarda Unutmak kolay demiştin Alışırsın
demiştin Öyleyse sen unut beni Yeter ki benden isteme Gözlerimde yaş, kalbimde
sızı, unutmadın seni... Gözlerimde yaş Kalbimde sızı Unutmadım seni Unutamadım
seni Not: Bu röportaj Mehmet Gündem'in Barış Manço ile yaptığı röportajdan
alınmıştır.
ActivityRank: 38