Müzik ve matematik ilişkisi Müziğin duyguların dili olduğu görüşü,
müzikle matematik arasında bir ilişki olduğu görüşünden daha fazla yaygındır.
Aslında ikisi birden doğrudur. Müzik, farklı seviyelerde birden fazla yapıyı
barındırır, bu yapıların soyutlamasını; yapılar arasındaki ilişkileri, bu
ilişkilerin soyutlamasını gibi fakat müzik aynı zamanda duygusal olarak da
kavranır, ne kadar doğru çalınırsa çalınsın bir müzik cümlesini çalmak, onu
‘güzel’ bir şekilde çalmaktır esas olarak. Dodecahedral uzay Matematik
de düşüncelerin dili olduğu için, müzikteki yapıları kavramak, matematikteki
yapıları kavramaya benzer bir düşünsellik de gerektirir. Benzer izdüşüm başka
sanat dalları için de yapılabilir tabi ki. Ancak müzik soyut bir sanat olduğu
için matematiğe daha yakındır. Müziğin tarihteki değişimine de bakarsak,
insanın aklının fikrinin geliştikçe yeni müziksel düşüncelerin doğduğunu
görürüz. Çok sesli müziğe geçiş düşünsel bir ilerleyişin sonucudur. Müzikte
doğaçlama, 'ne kadar değişirse o kadar aynı kalır' sözünü doğrular ve insanın
soyutlayabilme ve örnekleyebilme gücünü gösterir. Tamamen yapısal ve
indirgemeci bir bakışla, Rönesans müziği armonisi çoğumuza tekdüze gelir. Barok
dönemi daha hareketli, daha enteresandır ancak birkaç eserden sonra hep aynı
armonik örüntülerin tekrarladığı düşüncesine kapılırız bugünle karşılaştırsak.
Çünkü tüm müzikleri koca bir uzay olarak düşünürsek, Barok müziği bunun küçük
bir altkümesini, Rönesans müziği ise bu küçük kısmın çok daha da küçük bir alt
kümesini içerir. Tüm klasik batı müziğini düşünsek, ritmik tekdüzeliğinden
dolayı hala o büyük uzayda küçük bir alan kaplar. Enstrüman seslerini de
parametre olarak düşündüğümüz zaman tüm akustik müzik yine küçük bir noktadır
koca müzik uzayında. Müzikle uğraşanlar, yukarıda gösterdiğimiz gibi,
düşünebilen insanlar oldukları için ve düşünce de dizginlenemediği için yeni
nota yazma yöntemleri, yeni enstrüman, yeni müzik formları, yeni armoni, yeni
ses anlayışlarına girmiştir. Melodi oluşturma konusundaki önyargılarından
kurtulmak için örneğin Mozart zar atarak beste yapmıştır. Akustik
enstrümanların yetersiz kaldığını düşündükleri durumda müzisyenler elektronik
seslere yönelmişlerdir. Psikoloji bilimi insanın işitsel algısının
özelliklerini aydınlattıkça müzisyenler bu deneylerin sonuçlarını da
kullanmıştır yapıtlarında. Teknolojinin ilerleyişi ve müzik 20 yy.
başında teremin, telarmoniyum gibi ilk elektrikli enstrümanlar, elektronik
müzik aletlerinin öncüleridir. Elektro gitar da bu dönemi takiben ortaya çıkan
bir üründür. Bu aletlerden bazıları gelişmiş halleriyle veya aynen, hala
kullanılmaktadır. Elektrikli aletlerden önce ise, 19 yy. ve daha öncesinde
geliştirilen mekanik biliminin ve uygulamalarının gelişmesinden birebir ürünü
olan müzik aletleri vardı : piyanoforte, saksofon gibi. Ancak bilgisayar, 20.
yy sonunda, bu özelleşmiş aletlerin üzerinde evrensel bir ses sentezleme ve
işleme aleti haline gelmiştir. Çünkü, bilgisayarı sembol işleyen bir makina
olarak düşündüğümüzde, bu makinanın sözgelimi grafik işlerinde kullanıldığı
gibi müzik işlerinde de kullanılması kaçınılmaz. Bilgisayarlar çok hızlı bir
şekilde milyonlarca kombinasyonu tarayabiliyor, dizebiliyor,
değerlendirebiliyor ve nasıl programlandıysa öyle çalışıyor. Bu kesinlik ve
işlem hızı nedeniyle durmaksızın çalışan bir asistan gibi. II. Dünya Savaşı'nda
şifrebilimcilerin teorik çalışmalarının sonucunda icat edilen bilgisayar, aynı
yıllardan itibaren müzik üretmek için de kullanıldı. Bilgisayarın sağladığı bu
olanaklar tabi ki virtüözlerin onyıllar içinde geliştirdiği yeteneğin, ya da
bestecilerin onyıllarca yaptığı dinlemelerinin, sindirip sentezlemelerinin çöpe
atılması demek değil. Bilgisayar, özellikle bestecilerin hayatını
kolaylaştırabilecek, ilerleyişlerini hızlandırabilecek bir yardımcı. Şöyle ki,
bir konçertoyu yazıp anında seslendirebiliyorsunuz, farklı kadans
olasılıklarını hemen dinleyip içinize sineni seçebiliyorsunuz; bunun için
orkestrayı toparlamanıza gerek yok. Tabi ki bir orkestra ile yapılan kolektif
çalışmanın doyumu da yok. Virtüözler için yapılacak en önemli teknik çalışma
enstrümanlarını ellerinin bir uzantısı haline getirmek ve kendilerini bu
şekilde ifade etmek olduğu için, bilgisayarın metronom, akort aleti, kayıt
aleti işlevleri görmekten öte katkısı olmaz ki bu da ancak kulağın ve kendi
kendini dinlemenin gelişmediği aşamada kritik olabilir. Bilgisayar ve
müzisyenlik Piyano ciddi anlamda mekanik teknoloji barındıran akustik bir
müzik aleti. Ancak çok güzel bir piyanonunbaşına oturmak insanı iyi bir
müzisyen yapmıyor. Aynı şekilde sıkı bir işistasyonunun karşısına oturmak da
müziksel yeteneklerimizi şaha kaldırmıyor.Çünkü her iki durumda da güzel olanın
ortaya çıkartılışı ve takdiri bizim düşünsel ve duygusal algılamadaki
yeteneklerimize kalıyor. Bu yetenekleri geliştirmek de onyıllar süren bir çaba
gerektiriyor. Üstelik kişinin bu algısının evrensel olduğu kadar yerel bir
biçimlenişi, kendi kültüründen beslenen bir tarafı var. Bilgisayarlara
ellerimizle veri gireceğimiz, klavye ve fare dışında daha hassas çevresel
birimler eklenmesi ve bir nevi virtüözlük geliştirilmemesi için hiçbir neden
yok. Veri eldivenleri örneğin, çok hassas el hareketlerini anında müziğe
dönüştürebilir. Diğer uçtan da müzik aletleri gömülü bilgisayarlarla
sınırlarını daha hızlı aşabilirler. Bu heyecan verici gelişmelerin hepsi oluyor
ve olacak. Ancak kişisel görüşüm, müzisyenliğin geliştirilmesinde, bedenin bir
uzantısı, parçası haline gelebilecek bir müzik aletine hakim olma ve bu şekilde
yorum ve ifade gücünü geliştirmek, bilgisayar teknolojileriyle kapatılabilecek,
daha fazla hızlandırılabilecek bir süreç değil. Kaynak:Ruhan Alpaydın
ActivityRank: 2886